İçeriğe geç

Atatürk gerçekten başörtüsünü yasakladı mı?

Öncelikle ilk bakacağımız yer 1924 Anayasası olmalı. TBMM resmi sitesinde  göreceğiniz üzere maddeler içinde resmi bir yasak yok. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda laik bir Cumhuriyet tanımı yoktur. Anayasa da devletin dini İslamdır ibaresini rahatlıkla görebilirsiniz.(4695 sayılı Kanun). 1928 yılında İslam ibaresi kaldırıldı ancak halen laiklik ibaresi anayasaya girmedi. Laikliğin anayasaya girmesi 1937 yılını bulmuştur.

Aslına bakarsanız Atatürk özellikle kadın kılık ve kıyafeti ile ilgili baskıcı ve zorlayıcı kararlar almak istememiştir.

Hilâliahmer Kadınlar Şubesi’nin tertip ettiği bir çay ziyafetinden

“Memleketimizin bazı yerlerinde, en ziyade büyük şehirlerinde, tarzı telebbüsümüz (giyim kuşamımız), kıyafetimiz, bizim olmaktan çıkmıştır. Ya ifrat, ya tefrit. Ya çok kapalı, çok karanlık bir şekli harici gösteren bir kıyafet, veyahut Avrupa’nın en serbest balolarında bile kıyafeti hariciye olarak arz edilemeyecek kadar açık bir telebbüs. Bunun her ikisi de, şeriatın tavsiyesi, dinin emri haricindedir. Bizim dinimiz, kadını, o tefritten de, bu ifrattan da tenzih eder. Dinimizin tavsiye ettiği tesettür, hem hayata, hem fazilete, uygundur. Kadınlarımız, şeriatın tavsiyesi, dinin emri mucibince tesettür etselerdi ne o kadar kapanacaklar, ne de o kadar açılacaklardı. Tesettürü şer’i, kadınlar için mucibi müşkilât olmayacak, kadınların sosyal hayatta, iktisadi hayatta, erkeklerle teşriki faaliyet etmesine mâni bulunmayacak şekli basittedir. Bu şekli basit, heyeti içtimaiyemizin ahlâk ve adabına mugayir değildir. Tarzı telebbüsümüzü, ifrata vardıranlar, kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınını taklit edenler, düşünmelidir ki, her milletin kendine mahsus ananesi, adeti, kendine göre milli hususiyetleri vardır… Kadının tarzı telebbüsünde teceddüt (yenileşme) yapmak meselesi mevzubahis değildir. Milletimize bu hususta yeni şeyleri belletmek mecburiyeti karşısında değiliz. Fertler, her türlü şekilleri tatbik edebilir, kendi zevkine, arzusuna, terbiye ve seviyesine göre istediği kıyafeti ihtiyar eyleyebilir.” 

Atatürk’ün İnebolu Şapka Nutku (27 Ağustos 1925)
…Aile, izaha hacet yoktur ki, kadın ve erkekten mürekkeptir. Kadınlarımız hakkında, erkekler hakkında söz söylediğim kadar fazla izahatta bulunmayacağım. Fakat bu mevcudiyeti ulviyeyi bilhassa huzurlarında müsamaha ile geçemem. Müsaade buyurulursa bir iki kelime söyleyeceğim ve siz ne söylemek istediğimi suhuletle anlayacaksınız. Esnayı seyahatimde köylerde değil, bilhassa kasaba ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok kesif ve itina ile kapamakta olduklarını gördüm. Bilhassa bu sıcak mevsimde bu tarz kendileri için mutlaka mucibi azab ve ızdırap olduğunu tahmin ediyorum. Erkek arkadaşlar bu biraz bizim hodbinliğimizin eseridir. Çok afif ve çok dikkatli olduğumuzun müdrik ve mütefekkir insanlardır. Onlara mukaddesatı ahlakiyeyi kuvvetle telkin etmek için, milli ahlakımızı anlatmak ve onların dimağını nur ile, nezahetle teçhis etmek esası üzerinde bulunduktan sonra fazla hodbinliğe lüzum kalmaz. Onlar yüzlerini cihana göstersinler. Ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur.
Arkadaşlar, sureti mahsusada telaffuz ediyorum. Korkmayınız, bu gidiş zaruridir. Bu zaruret bizi yüksek ve mühim bir neticeye isal ediyor. İsterseniz bildireyim ki bu kadar yüksek ve mühim bir neticeye vusul için lazım gelirse, bazı kurbanlar da verelim. Bunun ehemmiyeti yoktur. Mühim olarak şunu ihtar ederim ki, bu halin muhafazasında taannüt ve taassup, hepimizi her an kurbanlık koyun olmak istidadından kurtaramaz.
Hanım ve Bey arkadaşlarım; size malumunuz olan bir hakikati kısa bir cümle ile tekrar arzedeceğim; beni mazur görünüz. Medeniyetin coşkun seli karşısında mukavemet beyhudedir. O gafil ve itaatsizler hakkında çok biamandır. Dağları delen, semalarda pervaz eden, göze görünmeyen serattan yıldırlara kadar her şeyi gören, tenvir eden, tetkik eden medeniyetin muvacehei kudret ve ulviyetinde kurunu vustai zihniyetlerle, iptidai hurafelerle yürümeğe çalışan milletler mahvolmağa veya hiç olmazsa esir ve zelil olmağa mahkumdurlar. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti halkı mütemeddin ve mütekamil bir millet olarak ilelebet yaşamağa karar vermiş, esaret zincirlerini ise tarihte namesbuk kahramanlıklarla parça parça etmiştir.
Örtünmek(Çarşaf,peçe,başörtüsü vb.) hakkında genellikle yaptığı eleştirilere bakılacak olursa Dini bir bakış açısı yerine daha çok kadınların rahatlığı gibi hususları dikkate alarak konuşmalar yapmıştır. Resmi kaynaklara dayanılarak (TBMM Anayasası) kesinlikle resmi bir yasağın Atatürk‘ün yaşadığı dönem içinde olmadığı kesindir.
1935 Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayında Örtünme ile ilgili görüşmeler aşağıda ki gibidir.

Öte yandan çalışmalarına devam eden CHF Dördüncü Kurultayı’nda kadınları ilgilendiren önemli konular masaya yatırılmakta, tartışılmaktadır. Bu konulardan bir tanesi de peçe ve kendisi olmayıp bu sözün bütün kadınlar için umumi olarak söylenilmiş olduğunu bildirmektedir.” çarşaf konusunda olmuştur.49 Dilek Komisyonu’nun hazırladığı raporda peçe ve çarşafdan duyulan rahatsızlık yer almakta, peçe ve çarşafı kaldırmak için izlenecek yollardan bahsedilmektedir. Konunun çözümü iki soru çerçevesinde ele alınmıştır: “Kadınlarımızın kendi zevklerine, kocalarının ve babalarının sosyallik zihnindeki ilerlemesine mi bırakmalıdır? Yoksa merkezin küçük bir hareketi ile şurada burada kadınlığımızın yüz karası gibi görünen onlar çıkarılmalı mıdır?” Bu noktada birçok kişi tarafından peçenin kanun ile yasak edilmesi fikri savunulmasına rağmen, “bütün komisyon ve parti hüküm kurumlarının kestirme bir hareketi ile yani hiçbir kanun yapmadan” konunun halledilmesine oy birliği ile karar verilmiştir.

Dilek Komisyonu’ndan çıkan bu raporun ardından, Giresun
Milletvekili Hakkı Tarık(Gördüğünüz gibi Atatürk değil..) Us peçe ve çarşafın kanunla kaldırılmasına
“Erkek için de, kadın için de tek bir kanun maddesi lazım: Umumi yerlerde gizli kapalı dolaşılamaz. (…) Biz inkılâpçı değil miyiz? Bu işi bir hamleyle kesip atmalıyız” sözleri ile yaklaşmıştır.

İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ise konuya ilişkin yaptığı açıklamada komisyonun raporunda yer alan sözlere katıldığını belirtmiştir, ardından da Hakkı Tarık Us konunun kanun ile düzenlenmesine dair teklifinin reye koyulmasını istemediğini söylemiş ve konu kapanmıştır.53 Ancak bu durum karşısında Kurultay’a Niğde’den katılan Bayan Naciye Osman, seçimler sırasında çarşaflı bir kadının üç kez oy kullandığına şahit olduğunu, Kurultay’a gelirken hemşerilerine çarşaf ve peçenin kaldırılmasının kanunlaştırılması için çalışacağına dair söz verdiğini söyleyerek itirazda bulunmuştur. Ancak bu muhalefete rağmen konunun kanunlaştırılmasına lüzum görülmemiştir. Bunun üzerine Niğde temsilcisi kadın üye Kurultay’da istifa ettiğini belirterek salonu terk etmiştir.Yaşanan olay kadınların topluluk içinde hak talep etme noktasında ne kadar ilerlediğini de gösteren bir örnek olmuştur.

Özetle Atatürk‘ün örtünmeyi doğru bulmasa da herhangi bir şekilde Kadınları baskı altına almamıştır.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir